Bir toplumu içten çökertmek, onun ruhunu karartmak isteyenlerin karşısındaki en sarsılmaz kale, kadındır. Kadın, bir milletin varlığını ayakta tutan en kutsal değerdir. O, eş, anne, evlat, kardeştir; hayatın dokusuna işlenmiş en narin, en kıymetli ipliktir. Bir pınarın en berrak suyu gibi, bir çiçeğin en narin yaprağı gibi, kadının varlığı özenle korunmalıdır. Onu incitmek, binlerce yıllık bir mirası, en nadide bir mücevheri kırmaktan farksızdır. Nasıl ki üst üste dizilmiş on ince kristal bardağı taşırken nefesinizi tutar, adımlarınızı dikkatle atarsanız, kadını da hayatınızda öyle bir zarafetle taşımalısınız.
Kadının en yüce ziyneti, ahlakının saf ışığıdır. Onun varlığını var eden her özelliğin temelinde, bu kutsal ahlak kök salmıştır. O ahlak tuğlasını, varlığının en altından çektiğiniz an, diğer tüm güzellikler, zenginlikler, soyluluklar anlamsız birer enkaz yığınına dönüşür. Bir toplumda kadının ahlakını bozmayı başarırsanız, o toplumun ruhu ebediyen yara alır, asla iyileşmez.
Ne yazık ki, dünya genelinde kadın, acımasızca bir nesneye indirgeniyor, asıl değerinden uzaklaştırılıyor. Bir içecek reklamında, bir araba tanıtımında, bir filmin ya da dizinin reyting savaşında, kadın bedeni hoyratça kullanılıyor. Sanki bir metaymış gibi, bir eşyaymış gibi, en mahrem yanları sergileniyor. Özellikle dizilerde/filmlerde kaşı gözü düzgün bir kadın, eli yüzü düzgün bir adam, bu sığ ikili, ne geleneklerimize, ne de göreneklerimize uyan ahlaksızlıkların başrolünde. Gençler, çocuklar bu çarpık manzaralara özendiriliyor, aldatılıyor. Sanki kadının bedeni ne kadar açıkta olursa, o kadar haz alınacak bir güruh varmış gibi, bir yarış sürdürülüyor. 1960'larda 70'lerin, 70'lerde 80'lerin, 80'lerde 90'ların, 90'larda 2000'lerin, 2000'lerde 2010'ların kadınlarını görenin yüzü kızarır, utançtan yere bakar. 2020'lerde ise utanma duygusu öyle bir yok oldu ki, 1990'ların dizilerinde hayat kadınını canlandıranlar bile, bugünkü bazı "örneklerin" yanında hanım hanımcık kalır. Geleceğin çirkin yüzünü bugünden görmek mümkün, çıplaklığın arsızlığıyla ar damarlarımızı sökecek gibi görünüyor.
Ey çocuklar, ey gençler! Gözünüzün gördüğü her şeye heveslenmeyin. Heves edilecek hiçbir yanı yok bu çöküşün. Ey kızlar! En gizli duygularınızı yazdığınız günlüklerinizi annenizden bile saklarken nasıl oluyor da kendinizi tüm dünyayla paylaşıyorsunuz? Kıymetli olan saklanır, kıymetsiz olan ulu orta sergilenir. Kimse son model telefonunu çöpe atmaz, ama marketten aldığı yırtık bir poşeti çöpe atarken tereddüt etmez.
Geçmişe dönüp bakın, sadece 100 yıl önce dünya böyle miydi? Çağ değişmedi, değişen biziz, özünü unutan biziz. Bir Nene Hatun'un resmine bakın, bir de bugünkü Instagram hikayelerine, TikTok videolarına. Kendi özümüzden nasıl bu kadar uzaklaştığımızı, atalarımıza nasıl ihanet ettiğimizi acı bir şekilde göreceksiniz. Bugün özendirilen İngilizlerin, Fransızların, Amerikalıların nineleri bile, 100 yıl önce böyle değildi.